19 Ekim 2010

Yeni Beşiktaşlılık


Aslında, “Medyada Radikal Devrim” yaptığını ilan eden Radikal Gazetesi ile ilgili bir yazı yazmayı düşünüyordum birkaç gün önce. Hele bir gazeteyi elime alayım, iyice bir okuyayım, ne kadar radikal, ne kadar devrim bir bakayım diye düşünüyordum. Zira medya çalışan, hatta bu dönem “Sociology of Journalism” dersi alan, dahası şu anda Brian McNair’in aynı adlı kitabını okuyan biri olarak, neredeyse bir görev bilinciyle yeni Radikal’i yazacaktım. Yarın ilk iş bir Radikal alayım diye eve giderken, nedense aklıma Beşiktaş taraftarları takıldı. Ertesi sabah da Radikal’in devrimci ön sayfasında (Yoksa kapak mı demeliydim?) Hayko Cepkin ile spor haberleri sunan kızın Beşiktaş formalı fotoğrafını görüp, röportajı okuyunca, kararımı değiştirip, bu yeni Beşiktaş taraftarlarlığını yazmak şart oldu. Sahi, bu Beşiktaş taraftarlarına ne oldu?

Ben çok küçükken, Beşiktaşlı dayımın rüşvetleriyle, Beşiktaş’a karşı bir sempatim olmuştu. Sonuçta, babamın izini takip edip bir Fenerbahçeli olsam da, bu “efendi” Beşiktaş takımı, tuttuğum takımdan sonra, sevdiğim demeyeyim ama, hoşuma giden bir takım olmuştu. Bizimkilerin genellikle kulüp başkanlarından kaynaklanan iticiliğine karşın, Süleyman Seba’nın başkanı olduğu takım her zaman bir başkaydı. Takoz Recep, Kaleci Bako ve tabii ki efsanevi Metin- Ali-Feyyaz üçlüsüyle hem takım olarak hem de taraftarlarının Fenerbahçe-Galatasaray çekişmesindeki çirkinliklerden uzak duruşlarıyla sergilediği tavır bakımından, Beşiktaş üç büyüklerin tek efendi takımıydı.

Sonra Sergen nam, kepçe kulaklı futbol dahisinin şımarıklıkları önce Seba’yı, sonra da tüm Beşiktaş’ı bugünki çirkin haline dönüştüren süreci başlattı. Beşiktaş kısa zamanda itici başkanları, en az o kadar itici taraftarları ve futbolcularıyla rakip takım taraftarlarının gönlündeki o ayrı yeri kaybetmeye başladı. Öyle ki, taraftarlar, rakip takıma gol atınca şeyini avuçlayan bir futbolcuyu kahraman ilan etmiş, futbol oynamaktan ziyade, üçüncü sınıf filmlerde figüranlığa hevesli Nouma’yı omuzlarda taşır olmuştu. Fakat benim sorunum bu değil. Beşiktaş’ın bu yoz hali, bambaşka bir ambalajla satılmaya başlandı; Entellektüel Beşiktaşlılık!

Çarşı her şeye karşı olduğunu ilan ederken “anarşist a” ile yazdı ya adını memleketin boklu entellerini bir sahiplenme aldı ki sormayın gitsin. Feridun Düzağaç (Feğdeğ) isimli ağlak şarkıcı devrimden önceki Radikal’de ağlak spor yazıları yazmaya başladı hemen. Çarşı’ya, serseri taraftar grubu yerine, solcu fraksiyon muamelesi yapılmaya başlandı, birçok kendini şair sanan dilbilgisi katili dilbilgisiz ve futbolla çok ilgisiz yazılar yazıp, klubün bu, afedersiniz, it gibi, halini arşa taşıdılar. Piyasanın futbol izlemekten zevk alan ama bunu entellektlerine yakıştıramayan şahısları anarşist a’ya öyle sıkı sarıldı ki, futbol izlemek değil belki ama, Beşiktaşlı olmak filan, solculuğun, entellektüelliğin önşartı gibi oldu. Köşebaşında şarap içen adam Feğdeğ, kafede Captain Black içen adam Haşmet Babaoğlu oldu. Statta anırırcasına bağıran ve hor görülen taraftara, statta brütal vokal yapan asi rocker Hayko Cepkin muamelesi yapılmaya başlandı.

Sözün sonunda, Metin-Ali-Feyyaz’ın oynadığı Seba’nın başkan olduğu Beşiktaş yıkıldı yerine sahada emekli Guti, istikrarsız sihirbaz Quaresma, mastürbatif Nouma ile tribünde çakma anarşist Çarşı, en tepede de ağzında zenci boy purosuyla Tüpçü’nün takımı kuruldu. Bu yeni Beşiktaş’ı da gizli futbol sevgisinden, sıradan taraftarlığın entellekte boyanmasıyla Beşiktaşlılığın sınıf atlamasını fırsat bilen ağlaklar sahiplendi. Belki taraftarları bu yeni Beşiktaş’tan memnundur, bilemem, ama Beşiktaş rakiplerinin gönlündeki o ayrı yeri kaybetti.


1 yorum:

  1. Bu "değişik" Beşiktaş analiziniz için teşekkürler. Katılmadığım noktalar çoğunlukta olsa bile sonuçta aynı yere ulaşıyoruz. Beşiktaş eski mağrur duruşunu kaybetti.Tüpçü Beşiktaş'ı seviyesiz , anlamsız ve başarısız yöneticilerin goygoyculuğunu yaptığı ve adına rekabet denilen dipsiz kuyulara sürükledi. Delege denen adamlar da zaten ülkenin delege profilinin ötesinde olmadığı için başkan ne derse inandı veya aldığı 3 kuruşluk avantaya oylarını sattı.
    Gelinen noktada ele tutulur bit takım ve başarı olmadan ulaşılan 200 milyon $'ı aşan borç.

    İfratla tefrit arasında gidip geliyoruz. Süleyman Seba'nın ilk zamanlarını hatırlayanlar neler yaşandığını hatırlayabilirler. Gordon Milne gelmeden önce onun hocası Don Howe İstanbul'a kulübe davet edilmişti. Öğle yemeğinde Seba ve arkadaşları kulüpte sehpanın üstüne serilmiş gazetede domates , salatalık , peynir ve ekmekten oluşan yemeklerini yiyorlardı. Mr. Howe'da davet edildi ancak o nazikçe daveti reddetti ve ilk uçakla geri döndü.Yerine Milne gelmişti. O günlerden bu günlere ne çok şey değişmiş.

    Uzattım,kesiyorum. Yorumuma Beşiktaş'ın ruhunu anlatan aşağıdaki satırlarla son vermek isterim. FD konusuna girmiyorum,başlı başına ayrı bir yazı konusu. Kısaca şunu söyleyebilirim:FD güzel insandır.

    Sevgiler

    oburcan

    http://siyahbeyazkardesligi.blogspot.com/2010/01/besiktas-budur.html

    YanıtlaSil