01 Temmuz 2010

Requiem for Bihter*

Kötü bir eş, kötü bir sevgili, kötü bir evlat, kötü bir kardeş, kötü bir anne, kötü bir insan olarak öldü Bihter. Sinsi gülüşü, şuh kahkahası ve zorlama mimikleri göğsünden akan sahte kanla beraber yere, toprağa karıştı. Bir kötü olarak giderken, iyilerin kazanmasına izin vermedi üstelik. Behlül'ün korkaklığını, Adnan'ın vurdumduymazlığını, Deniz Hanım'ın fırsatçılığını ifşa etti. Onlardan da, kendi gibi, nefret ettirerek öldü. İyi oldu, iyi yaptı.

Bizim memlekette insanlar neredeyse her konuyu rekortmen, dünyayı kendine hayran bırakan ve sair ifadelerle tanımlamayı çok severler. Bunların azı doğru, çoğu uydurmadır. Bahsettiğim abartılı tanımlamalar Kanal D'de yayınlanan, Halid Ziya Uşaklıgil'in aynı isimli romanından uyarlama, Aşk-ı Memnu dizisi için de söylendi. Her bölümünün izlenme rekorları kırdığı söylendi, her karakterin ve o karakteri canlandıran oyuncunun başarısız analizleriyle dolu programlar yapıldı. Fakat bu dizi hakkında söylenen şeylerden en az birisi doğru çıktı. Dizinin final bölümünün yayınlandığı saatte, Twitter'da tüm dünyada en çok konuşulan konu oldu, hem de Fifa Dünya Kupası'nın oynandığı bir dönemde, hem de BP, Meksika Körfezi'nde bir felakete sebep oluyorken, konuşulacak o kadar çok şey varken yani.

Ben de, biraz da olsa, diziden bahsedecektim ama vazgeçtim. Anlamayanlar bir zahmet oturup 79 bölüm diziyi izleyebilirler ya da youtube'a girip fragmanlardan anladıklarıyla idare edebilirler. Beni anlayan, diziyi izlemiş, 50 hafta boyunca Adnan'ın bu ikisini basmasını beklemiş çoğunluk için devam ediyorum.

En baştan kabul etmek gerekir ki dizi bir fenomen oldu. Daha önce Deliyürek, Kurtlar Vadisi vs. gibi dizilerin yaptığını yaptı, hem de diğer örnekler gibi bir kahraman yaratmaya çalışmadan. Amcasının karısıyla yatan bir adam ile kocasını aldatan bir kadın bu memlekette nasıl bu kadar sahiplenildi, orasını anlamak mümkün değil. Bunlar bizim alıştığımız kahramanlar değillerdi. Her sohbette, sanal gerçek ayırt edilmeksizin bunlardan bahsedildi. Bir şekilde, toplum olarak da o kadar ahlaklı olmadığımızı, Bihter ve Behlül'e hak verip, Adnan Bey'le ve Nihal'le dalga geçerken itiraf etmiş olduk. Tabii içimizi rahatlatan bir gerçeği de eklemek lazım, diziyi izlerken Bihter'in sonunda intahar edeceğini biliyorduk. O orospunun zaten ölecek olmasının verdiği keyifle, koca memleket Bihter'le Behlül'ün ne zaman yakalanacağını izledik. İyi yaptık.

Burada asıl dikkatimi çeken bu ahlak konusu aslında. Biz Bihter ve Behlül'ü günlük söylemin bir parçası haline getirirken iki ayrı kavram üzerinden konuştuk aslında. Bunlardan birincisi Behlül ve Bihter, diğeri ise Behlül'dü. Behlül ve Bihter'le ilgili yorumumu bir önce paragrafta kabaca yaptım ama Behlül üzerine birkaç kelam daha etmek lazım. Behlül'ü kadınlar, Kıvanç Tatlıtuğ'un yakışıklılığı ve oynadığı karakterin gücü ile sahiplenirken, erkekler de hem o gücü hem de "çapkınlığı" sahiplendiler. Çapkın adamlara Behlül denilmeye başlandı. Çok Güzel Hareketler Bunlar programında skeç konusu yapılan, ve gerçek bir hikaye olan, bir atın çitleri kırıp 5 dişi yarış atıyla çiftleşmesinde, atın ismi Behlül'dü. Bundan sonra bu tür Behlül şakalarını çokça göreceğimizi tahmin etmek zor değil.

Tabii burada Bihter'e ne yaptığımızı düşünmek lazım, O kötü kadına. Bihter karakteri zaten dizi boyunca bir moda ikonu haline getirildi, giydiği her kıyafet pazarlarda bile satılmaya başlandı. Bihter'i canlandıran Beren Saat ise henüz dizi bitmeden iki reklamda birden oynamaya başladı, ki bunlardan biri karaktere uygun olarak bir bakım ürünü reklamı, deodorant, ve "tek atımlık çıtır" sloganıyla bir çerez reklamı oldu. Behlül kahramanlaşırken, Bihter tek atımlık çıtır oldu. Ayrımcılığımıza ve ahlakımıza armağan olsun! Bihter'i bu ahlaka uygun bir mal gösterenine (meta referrer) dönüştüren reklamcılarımıza da selam olsun!

Son olarak bir itirafta bulunayım: Sırf bu anlattıklarım yüzünden, ben o hikayenin içinde yer alan bir karakter olsaydım Bihter'ın cenazesine gider ve *Bihter için ağıt yakardım.

0 yorum:

Yorum Gönder